 | Yarışma günü yalnızdim. Moskova dışında Nazım'ın mezarını arıyordum. Yapayalniz başladığım günde yalnızlığıma 3 melek eşlik etti... Idem Hayat Çamurdan- Gülşen Salman- İrina Simonova |
Değerli Eurovision dostları
Sosyal aktivitelerin en büyük gücü ve güzelliği içinde yatan dostluk sevgisindedir. Yıllardır takip ettiğim Eurovision yarışmalarında bir sürü dostluklar edindim. Bu gün Fransa’da yaşıyor olsam bile kalbim avrupa'nın bir çok yerinde gezer. Eurovision sayesinde o kadar çok arkadaşım, sevenim ve sevdiğim oldu ki! bu konuda kendimi her zaman çok şanslı hissederim..
Eurovision için Moskova'ya giden Türk delegasyonu oldukça kalabalıktı. Bunun yarısı TRT ve sanatçı ekibiydi. Diğer yarısıda yarışma için Moskova’ya gelmiş olan Eurovision Türk fanlarıydı. Moskova'da bulunduğum süre içinde daha çok TRT ekibiyle beraberdim. Zaman zamanda Hadise ekibine takıldım. Türk fanlarıyla beraberliğim ise genelde bir nezaket selamlaması seklinde geçti. Bu nedenle Moskova'yi turlamam bazı zamanlar yalnız; bazı zamanlarda diğer ülkelerin fanlarıyla oldu.
Eurovision'da en çok sevdiğim şey, organizasyon komitesince düzenlenen şehir turlarıdır. Bu turlara, yarışma için akredite olan tüm katılımcılar bedava katılırlar. Geçmiş yıllarda tüm ülkelerin provalarına katılarak notlar tutar, onları takip ederdim. Ama 2006'dan bu yana bu duruma ara verdim. Çünkü Eurovision sayesinde Avrupa’yı gezerken veya o ülkeye gelmişken; bu fırsatla o şehri tanımak ta istiyorum. Moskova 'da da böyle oldu ve çeşitli günler şehir turlarına iştirak ederek şehri keşfettim. Akşamları ise "Euroclub" adı verilen bar-disco'da eğlenenlere eşlik ettim. Konserleri izledim. Moskova'daki Euroclub gerçekten çok güzel ve ihtişamlıydı. Ama marjinalizmin artik iyice su üzerine vurmuştu.!
Moskova-ya gelince biz Türklerin aklına gelen ilk şey kızıl meydan ve ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in mezarıdır.Yarışmanın yapılacağı gün kendimi bu mezar ziyaretine ayırdım. Nasıl olsa bir daha Moskova’ya gelemeyeceğim. Bir daha bu fırsatı yakalama şansım olmaz dedim ve şehrin dışındaki bu mezarlığa doğru yola koyuldum.
Metro'da yolumu kaybettim! insanların nezaketi gerçekten çok şaşırtıcıydı. Lisanı konuşamasalar bile el yordamı- vücut diliyle insanin derdine ortak olmaya çalışıyorlardı. Ben de mezarlık ararken böyle bir olay yaşadım. Metroda gözüme kestirdiğim bir beyefendiye yol sordum. O da vücut diliyle beni yönlendirdi.. Çat pat İngilizcesiyle neredensin deyince "İstanbul" dedim. :-)) Adam dile geldi sanki ve Türkce konusmaya başladi ..Sağolsun Kırgız türküymüş ve İstanbul’da 6 yıl yaşamış. Bu 6 yıl hatırına aldı beni mezara kadar getirdi. Mezar girişindeki görevliye Nazım Hikmet'i mezarını sordum. Anlaşamadik! ararsam belki bulurum diye mezarlığı turlamaya başladım. Orada turlarken bayan Gorbaçov’un mezarına rastladım. Bu ismi eskiden televizyon haberlerinden duyardım. Birden karşımda görünce sanki KARACAAHMET mezarlığındaymış gibiI " OHH BE BIR TANIDIK VAR" dedim. Garip hüzünlü bir mutluluktu yaşadığım. Elimden geldiğince ve kendi dinimce kadına dua okudum..
Oradan döndüm, yavaş yavaş ilerlerken az ileride üç bayanla karsılaştım. Bir mezarın başındaydılar ve dua okuyorlardı. Görüntü olarak çok düzgün güven veren bir tipleri vardı. Onlara mezarı sordum. İşte burası dediler.
Sonunda Nazım Hikmet karşımdaydı. Çok HEYECAN duydum. "- Vay be! o insan işte burada bende yanımdayım. " dedim. Dua eden bu üç güzel insana nerelisiniz diye sordum. Azerbaycan veya Rusya diye bir yanıt beklerken; İstanbul'luyuz demezler mi? Heyecanım bir kat daha arttı. Çok zariftiler ayak üstü kısa bir konuşma sonrası onlardan utanarak benim resimlerimi çekmelerini istedim. Öyle ya mezar başında dua edilirdi ve bense resim çekmek derdindeydim Resim çekildikten sonra onlar yollarına devam ettiler. Ben geride kaldığımda da bildiğim dualarla Nazım Hikmet'e rahmet okudum.  
Mezarlık gerçekten çok bakımlı ve temizdi. Aklıma Müslüman mezarları geldi. İçimden " niye bizlerin mezarları böyle değil? " diye sordum. Orası mezarlık degil sanki çiçek tarlasıydı..
Mezarlığı gezerken o üç bayanla yine karşılaştım. Tanıştık; isimleri Idem Hayat Çamurdan- Gülşen Salman-İrina Simonova. Bu üç güzel hanımefendi bana o mezarlıkta yatan diğer ünlü Rusların yerlerini de gösterdi. ÇOK MEMNUN KALMISTIM.
Ülkemden binlerce kilometre uzakta birileriyle karşılaşmak bana büyük bir sevinç ve mutluluk yaşattı. Onlardan ayrıldım ve mezarlığı bastan sona dolaştım. Mezarlık çıkışında Ogae Turkey grubundan bir grupla karşılaştım. Bana karşı oldukça soguk davrandilar! İçlerinde tek tanıdığım bir bayan arkadaştı. Diğerlerini hatırlamıyorum kimdi ve nereden gelmişlerdi.?Onlardan sıcaklık göremeyince mezarlıktan ayrıldım ve metroya doğru yürümeye başladım.
Yanımda bir araba durdu. İçine bir baktım ki !! Onlar !... Az önce mezarlıkta karsılaştığım o üç güzel bayan bana el sallıyordu. Beni arabalarına davet ettiler. Çok sevindim. Idem Hayat camurdan- Gülşen Salman- İrina simonova üçlüsü o kadar samimiydi ki: çok keyif almıştım. Sanki 10 dakika önce değilde 10 yıl önce tanışmış gibiydik. İdem hanim bir büyük Türk şirketinin Moskova müdiresiydi. Yıllar önce Rusya’ya gelmiş ve St. Petersburg’a üniversite okumuştu. Ana dili gibi Rusça ve İngilizce konuşuyor, gerçekten Türk kadınını cok guzel temsil ediyordu. İdem’e hayran oldum. Ama esas bomba yanındaydı. Yanında öyle bir insan vardı ki, anlatmaya kelime bulamıyorum..Bir insan bu kadar güleç, bu kadar pozitif, bu kadar enerji dolu olabilir. Adi GÜLŞEN SALMAN. Bu hanımefendi; aynı zamanda Idem'in de annesiymiş. Ama anne diyemezsiniz... O kadar zarif ve mükemmel. Onlari üç arkadaş takılıyorlar sanırsınız. Üçüncü Bayan IRINA SIMONOVA ise Rus kadının asaletini eline almış, öok kibar ve alcak gönüllüydü. İçimden ne kadar şanslıyım dedim. Moskova’nın epey dışında olan bu mezarliktan şehir merkezine nasıl ineceğim derken; Allah tarafından yanıma üç melek gönderilmiş gibiydi.  
 
Mezarlık sonrası yemeğe gideceklerdi. Beni de davet ettiler. Düşünmeden evet dedim ve onlara takıldım. Gittiğimiz restoran Moskova’nın en kalite yerlerinden biriydi. Yemeği birlikte yedik. Şehri gezdik. Çok güzeldi her şey. ..İçimden defalarca," Allah’ım ne kadar şanslıyım” dedim.
Moskova'da 10 gün nasil geçer derken..Her gün çok değerli insanlarla tanıştım, adeta dost oldum. Bu üç zarif insanda bunlardan birileri oldu ve beni çok etkiledi. Bu üç değerli insan akşamın sonunda beni yarışmanın yapılacağı salona bıraktılar. Bol şans dilediler ve bu gece Türkiye' için telefon oyu kullanacağız dediler. Çok teşekkür ederek onlardan ayrildim.  Üçü de şu an dünyanın bir başka yerindeler. Kimisi Rusya'da, kimisi Almanya Dusseldorf'ta. Buradan bu üç meleğe selam yolluyorum ve diyorum ki sizi unutamadım! Aklımdasınız. 
Bir başka resimlerde ve anılarda görüşmek üzere..
Ali Durgut
|