 | Kimi Türk fanları beni sever, birileri nefret eder. Ama çoğu da gıpta eder. |
Değerli Eurovision dostları,
Bizim Eurovision sevdamız öyle büyük ki anılara, rüyalara sığmaz. Nasıl ki bir futbol fanatiği, takımının ardından yüzlerce kilometre uzağa deplasmanlara gider. Biz Eurovision severlerde işte böyleyiz... Yine bir futbolcu, taraftarı tarafından ne kadar önemsiyorsa; bizler içinde Eurovision şarkıcıları öyledir.
Çocuk yaşlarımda Eurovision sevdam daha büyük, daha inceydi. O zamanlar bu günkü kadar yoğun değildim. Yâda sorumluluklarım daha azdı. İnanır mısınız? Eurovision ile ilgili her şeyi sular seller gibi ezberler; şarkıları adeta ezbere mırıldanırdım. ( hoş o zamanlar Eurovision’a katilim bugünlerdeki gibi 42 ülke değildi. En fazla 20 ülke iştirak ederdi )
Çok gereksiz bilgi birikimiydi belki, ama olsun. Ben tüm ülkelerin şarkılarını, sarkıcılarını; besteci ve orkestra şeflerini ezbere bilirdim. Hatta yarışmada aldıkları puanları bile. Aranızda benim gibi olan o kadar çok Eurovision sevdalısı vardır ki; onların durumunu tahmin edebiliyorum.
Ben geçmiş yılların Eurovision’larına hayranım. Özellikle 1975 sonrası ve 80ler en sevdiğim yıllar oldu. Eskiden bazı Eurovision sitelerinede yazar..oradaki fanların yazılarını okurdum. Çok değişik Eurovision fanları okudum, takip ettim. En çok ilgimi çeken ve merakla okuduğum Eurovision fanatiği arkadaşım ise bir siteye Fahri kod isimle yazan Eurovision fanatiği olmuştur. Bu arkadaşta benim gibi geçmiş yılları ve o yılların Eurovision şarkılarını beğenirdi. Eurovision'a ve şarkılarına bağlanışım hep televizyon ekranlarındandı. Ama 1996 ile beraber artik yarışmanın içindeydim. Eurovision ortamınla iç içe olmak ( Sanatçılar ve Eurovision sahnesi ) bana İnanılmaz heyecan kattı. Artik EUROVISION sanatçılarını ekrandan değil yani başlarında hayretle, sevdayla izliyordum. Onlara yaklaştıkça ve onlarla konuştukça zevklerin en büyüğüne ulaşıyordum.
Eurovision'un ilk yıllarında ortamları yerinde yasarken!! - acaba bu ben miyim? Yâda "Allah’ım ben Eurovision’da mıyım? " Gibi kendi kendime sorardım.
Eski yıllarda Eurovision sanatçılarınla resim çekilmek en büyük zevkimdi. Ama yıllar gectıkce, zamanla bende bir doymuşluk oldu. Eskiden 20 ülke vardı. Şimdilerde 42 ülke var. Ortalık o kadar karışık ki kim sanatçı? Kim fan? Kim basın? Kim ne için orada? Anlamak zor.
SANATÇILARI VE VEYA ŞARKILARI TANIYIP DİNLEYİNCEYE KADAR YIL BİTİYOR. BİR SONRAKİ SENENİN HEYECANI BASLIYOR. Beni ülkelerin ulusal finallerinde kim yarışmış fazla ilgilendirmedi. Ben sadece direkt temsilciyle ilgilenirdim! yada ilgileniyorum. Avrupa'daki Eurovision finallerine katıldıkça ( 14 yıldır aralıksız katılıyorum). Eurovision'da yarışmış birçok eski sanatçıyı veya birinciyi tanıma şansım oldu. Bu gun evimde yüzlerce Eurovision arşivi var. (Binlerce fotoğraf.)
EUROVISION tarihim aktif olarak 1996 da başlamıştı. ilk tanıştığım sanatçı Kıbrıs Rumlarının sarkıcısı oldu. Oslo ( Norveç) teki otel lobisine girdiğimde ilk karsılaştığım sarkıcıydı. Hiç insan görmemişim ki dakikalarca ona baktım. Telefonla konuşuyordu. O zaman cep telefonları yoktu. Zavallım otel lobisinde ankesörlü telefonla bir yeri arıyordu. Onunla konuştum ama Türk olduğumu görünce hemen tavrı değişmişti. İkinci tanıştığım sanatçı Şebnem Paker'den sonra İngiliz sarkıcıydı. Çok seksi, sempatik ve çok canlıydı. O sene en favori şarkım ve şarkıcı o olmuştu. Eurovision tarihinde ise en sevdiğim sarkıcı 1977 Marie Myriam oldu. Bu insanla daha sonra Paris'te sahibi olduğu Portekiz restoranında tanıştım ve dost oldum. Etrafında çok fazla Eurovision fani vardı ve hepside çok zarif- YAŞAMLARI olan marjinal dostlardı.
2000 'li senelere gelindiğinde artik Eurovision'da sanatçıların peşinden fazla koşamıyorum ya da koşmak istemiyorum. Çünkü o kadar kalabalık bir ortam oldu ki. İnsanlar( fanlar) kapış kapış üst üste. Neredeyse birbirlerini çiğnercesine sanatçıya saldırıp fotoğraf çekilmeye çalışılıyor. Görseniz zavallı sanatçılar hangi kameraya bakacağını şaşırıyorlar. Vücutlarına onlarca el sarılmış bana bak buraya bak diyorlar. Eski yıllarda Eurovision'a bugünkü kadar fazla fan gelemediği için resim çekilmek daha kolaydı. Eskiden resim çekilmenin dışında oturup birkaç dakika sohbet etme şansıda bulabilirdiniz. Ancak simdi bu ne mümkün. Artık çoğu ülkeler yanlarında koruma getirerek şarkıcılarını korumaya çalışıyorlar. Bu esnada en komik olanda ne biliyor musunuz? Tüm fanlar! En dandik şarkıyı söyleyen şarkıcıya bile yaklaşırken sunu soyluyorlar. "- şarkınızı çok beğeniyorum! Benim favorimsiniz. Sizinle bir fotoğraf çekilebilir miyiz? " Ya da en çok söylenen yalan şu. "-ben bilmem ne ülkesinin x radyosundan geliyorum. Bir kısa röportaj alabilir miyim?" Arkasından da sarkıcıdan nasıl promo CD'si alabilirim telaşı var.
Tüm fanlar, fanatik olmanın doğası olarak sanatçıların CD’lerini almaya ve koleksiyonlarına katmaya çalışırlar. Bunu yaparken de inanın önüne ana babaları gelse tanımazlar. CD'ler kapanın elinde kalıyor. İtiş- kakış!. İnsanlar kıran kırana. Eurovision organizasyonu bu nedenlerden dolayı CD dağıtımı için herkesin şahsına küçük dolaplar belirledi. Artık yarışma için akreditasyon yaptırmış olan tüm insanların ( medya vs..) bir posta kutusu var. Ülke delegasyonları veya görevliler promo CD’leri ve/veya reklam anonslarını bu kutulara bırakıyor. Adına ait kutuya giden fan veya medya mensubu da buradan kendisi için bırakılan malzemeleri alarak çantasına koyuyor. Gerçek basın mensupları ülkesine haber geçerken.. Fanlar da koleksiyonlarını zenginleştirmenin keyfini yaşıyorlar. Ama fanlar bu işinde b..*kunu çıkardı. Güya kimse görmeden yandaki kutuyu da boşaltmaya başladı. Yani çalıyorlardı. Ben çok defa! Türkiye’den veya başka ülkelerden fanları böyle yaparlarken şahit oldum. Eeeeee.. ne oldu? Baktı ki insanlar çalıyor bu seferde kutulara kilit takıldı. Artik her fan ya da medya mensubunun kutusunda anahtar var. :-)) PROMO CD almanın bir diğer yöntemide delegasyon başkanlarına yalakalık yapmaktır. Bu durum delegasyonlarında işine geldi. Artık onlar sadece talimat verir. Çeşitli fanlarda iki üç CD hatırına, salya sümük -el pençe misali delegasyonlarin yapacaği işleri yaparlar.
Alinan CD ler yarışmadan sonra kaç defa dinleniyor bilmiyorum. Mesela benim evimde yüzlerce CD oldu. Ne olacak bunlar bilmiyorum. Çünkü bunları ne dinlemeye vaktim var. Ne de koymaya yerim. Bazen evde aile sorunu olduğu bile oluyor :-(( Eskiden internet yoktu!! Şimdi gir internete, tüm ülke şarkılarını dinle. 

 Buradaki fotoğraf karesinde 1956 senesi Eurovision birincisi L Assia var. Onu görünce heyecanlanmamak ne mümkün!. İLK olmanın özelliğine sahip. Anılarımın hayalimin baş kahramanlarından biri. Onunla birkaç defa karsılaşma şansım oldu. En son karşılaşmam 2009 sensinde Moskova’daydı. Kendimce kibar olmaya çalışarak onunla resim çekilmeye yaklaştım. Ama ne mümkün!! Fanlar yine birbirini eziyordu. :-)) Ama her gecen gün bu işin ne kadar zor olduğunu görebiliyorum. Sanatçı peşinden kosan ve fotoğraflarını alabilen arkadaşları görünce sempatiyle gülüyorum. Sonra da başarısından dolayı kutluyorum. İnanın ana baba günü.!!
Resim çekilmek için en ideal yer. Sanatçıların kaldığı otellerin lobisi. Burada dinlenme esnasında veya kahvaltıda günaydın bahanesiyle iki kare poz alınabilir.
Eskiden buralarda olabilen tek Türk fanı bendim. Şimdi onlarca fan yanımda, hep beraber ayni ortamları yaşıyoruz. Eurovision’larda çoğu fan arkadaşım yanıma gelerek kısa da olsa hatırımı sorar. Ancak, onlara fazla takılma şansım olmaz. Onlar genç ve takıldığı ortamlar çok renkli, özel (!)
Eurovision Türk fanlarına bu kapıları açan ilk fan olmam sebebiyle kendimi her zaman onurlu ve gururlu hissetmişimdir. Bu gurur, beni mutlu ederken; bazılarını rahatsız eder.
Kimi Türk fanları beni sever, birileri nefret eder. Ama çoğu da gıpta eder.
Ali DURGUT
|
Yorumlar